Trias
Bay Şeffaf
Köşe Yazarı
Bay Şeffaf
 

Her Şehre Bir Festival, Her Başkana Bir Maraton

Etkinlik çok, alkış çok, fotoğraf çok… Peki belediyecilik nerede? Türkiye’de belediye başkanı olunca önünüze gizli bir proje kataloğu koyuyorlar galiba. Birinci sayfada gastronomi festivali var. İkinci sayfada yarı maraton. Arkasından kitap fuarı, gençlik festivali, kadın emeği pazarı, yaz konserleri, lavanta hasadı ve belediyenin ekonomik durumuna göre uluslararası bir şeyler geliyor. Şehrin nüfusu, ekonomisi, iklimi ve ihtiyaçları değişiyor; katalog değişmiyor. Sanayi kentinde de gastronomi festivali yapılıyor, sahil kasabasında da… Tarım ilçesi maraton düzenliyor, nüfusu her geçen gün yaşlanan şehir gençlik festivaliyle geleceğe hazırlanıyor. Sonra başkan önlüğünü takıyor, aşçının elinden kepçeyi alıyor ve dev kazanın başına geçiyor. Fotoğraf hazır. Basın bülteninin başlığı da belli: “Başkan, vatandaşlarla birlikte kazan başına geçti.” O sırada aynı şehrin trafik, altyapı, su, konut ve deprem sorunları başka bir kazanda ağır ağır kaynamaya devam ediyor. Belediyeler neden birbirine benzemeye başladı? Bir zamanlar şehirlerin kendine özgü projeleri olurdu. Bir belediye ulaşım sorunuyla anılırdı, diğeri kırsal kalkınma modeliyle… Biri kent planlamasında, diğeri sosyal belediyecilikte örnek gösterilirdi. Şimdi şehir isimlerini basın bültenlerinden çıkarsanız, hangi etkinliğin hangi belediyeye ait olduğunu anlamak kolay değil. “Muhteşem katılım…” “Renkli görüntüler…” “Vatandaşlardan yoğun ilgi…” “Binlerce kişi aynı sofrada buluştu…” “Başkan start verdi…” Bu cümleleri Türkiye’deki yüzlerce belediyenin haberine yapıştırabilirsiniz. Muhtemelen kimse yanlışlığı fark etmez. Çünkü belediyecilikte tehlikeli bir benzeşme başladı. Bir şehir gastronomi festivali düzenleyince diğeri kendi festivalini ilan ediyor. Bir belediye maraton yapınca komşu belediye yarı maratonla karşılık veriyor. Kitap fuarı olmayan belediye eksik, lavanta tarlasında fotoğraf çektirmeyen başkan biraz mahcup hissediyor. İyi de bütün şehirlerin sorunları aynı değilken projeleri neden aynı? Gastronomi festivaline karşı mıyız? Değiliz. Bay Şeffaf yemeyi sever. Koşmaya göre yemeyi biraz daha fazla sever. Gastronomi, doğru yönetildiğinde turizmi büyütebilir; yerel üreticiyi destekleyebilir, unutulan yemekleri kayıt altına alabilir ve bir şehrin uluslararası marka değerini artırabilir. Gaziantep’in gastronomi alanında güçlü bir kimliğe sahip olmasıyla, mutfak kültürünü yeni keşfeden bir ilçenin yalnızca moda olduğu için festival düzenlemesi aynı şey değildir. Adana’nın kebabı, Kayseri'nin tarihsel mutfak mirası, Gaziantep’in UNESCO kimliği elbette tanıtılmalıdır. Fakat tanıtım dediğimiz şey, üç gün boyunca stant kurup birkaç ünlü şefi sahneye çıkarmaktan ibaret olmamalıdır. Festival sona erdiğinde belediyenin internet sitesine genellikle bol fotoğraflı bir başarı haberi konuluyor: “Festival ziyaretçi akınına uğradı.” Akın etmiş olabilirler. Kaç kişi olduklarını sormak ayıp değil. Daha önemlisi, nereden geldiler? Kaçı şehir dışından geldi? Kaçı otelde kaldı? Esnafın cirosu ne kadar arttı? Yerel üreticiler kaç yeni müşteri kazandı? Festivalde tanıtılan ürünlerden kaçı sonradan ulusal marketlere veya ihracat kanallarına girdi? Bu soruların cevabı yoksa gastronomi festivali bir kalkınma projesi değil, geniş katılımlı bir tadım günü olabilir. İnsanlar yemiş, başkan konuşmuş, sanatçı sahneye çıkmış, belediye de parasını ödemiştir. Afiyet olsun. Maratonun bitiş çizgisi var, belediyeciliğin yok Maratonlar da belediyelerin vazgeçilmezleri arasına girdi. Beş kilometre halk koşusu, on kilometre şehir koşusu, yarı maraton, uluslararası maraton… Her bütçeye uygun bir parkur mevcut. Başkan tabancayı kaldırıyor, sporcular koşuyor, drone görüntüleri alınıyor. Şehrin tarihi yapılarıyla süslenen video sosyal medyada yayımlanıyor. Ertesi sabah aynı vatandaş işe gitmek için otobüs durağında bekliyor. Akıllı durak çalışmıyor. Kaldırımın ortasında elektrik direği var. Bisiklet yolu başladığı yerde bitiyor. Ama olsun; şehrimiz maratonla dünyaya açılmıştır. Maraton düzenlemek kötü bir şey değildir. Bir kentte spor kültürünü geliştirmek, insanları hareket etmeye teşvik etmek ve şehir tanıtımına katkı sağlamak değerlidir. Ancak yılda bir gün yolları kapatıp insanları koşturmakla spor politikası oluşturulmaz. Mahallelerde güvenli yürüyüş alanı yoksa, çocukların erişebileceği spor tesisleri yetersizse, kadınlar gece yürümekten çekiniyorsa, engelliler parkura ulaşamıyorsa belediyenin spor vizyonunu finiş çizgisindeki madalya anlatamaz. Asıl başarı, maratondan sonra da yürünebilen bir şehir kurmaktır. Belediyecilik etkinlik düzenlemek değildir Etkinlik yapmak kolaydır. Tarihi belirlersiniz. Organizasyon şirketi bulunur. Sahne kurulur. Sanatçı gelir. Sunucu birkaç kez “Büyük bir alkış” der. Başkan konuşur. Fotoğraflar çekilir. Üç gün sonra alan toplanır. Kalıcı proje ise zordur. Ulaşım sistemini düzeltmek zordur. Su kayıp-kaçak oranını düşürmek zordur. Depreme dayanıklı kent oluşturmak zordur. Plansız yapılaşmayla mücadele etmek zordur. Gençlere kalıcı istihdam sağlamak, yaşlılar için erişilebilir mahalleler kurmak, tarım arazilerini korumak ve belediye iştiraklerini verimli yönetmek zordur. Üstelik bu işler konser kadar hızlı alkış getirmez. Bir kanalizasyon hattının önünde selfie çektiremezsiniz. Su kaybını azaltan teknik yatırım sosyal medyada pek beğeni toplamaz. Deprem güçlendirmesinin sahnesi, sanatçısı ve ışık gösterisi yoktur. İşte tıkanmış belediyecilik tam burada başlıyor: Zor ve kalıcı işlerin yerini kolay ve görünür etkinlikler alıyor. Belediye, proje üreten bir kurum olmaktan çıkıp organizasyon şirketine benziyor. Kültür müdürlüğü çalışmasın demiyoruz. İnsanlar eğlenmesin, şehirler tanıtılmasın da demiyoruz. Yalnızca bir belediyenin beş yıllık vizyonu, yaz konserleri takviminden biraz daha kapsamlı olsun istiyoruz. Başarı ne zamandan beri kalabalıkla ölçülüyor? Belediyelerin etkinlik haberlerinde en sık kullanılan başarı ölçüsü “yoğun katılım”. Kalabalık varsa başarı vardır. Peki katılım sayısı nasıl hesaplandı? Bilet mi kesildi? Turnikeden mi geçildi? Telefon sinyalleri mi sayıldı? Yoksa fotoğraftaki kalabalığa bakılıp uygun bir rakam mı bulundu? “Yüz binler katıldı” denilen bir festivalin bağımsız ziyaretçi ölçümü çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor. Toplam organizasyon maliyeti açıklanmıyor. Sponsorluk gelirlerinin bütçenin ne kadarını karşıladığı bilinmiyor. Yerel ekonomiye sağlanan katkı, belediyenin kendi övgü cümlesinden ibaret kalıyor. Oysa belediyelerin performans programları tam da kaynaklarla sonuçlar arasındaki ilişkiyi kurmak için hazırlanıyor. Türkiye Belediyeler Birliği de performans göstergelerinin izlenmesine yönelik rehber yayımlıyor. Fakat etkinlik söz konusu olduğunda performans göstergesi genellikle şöyle çalışıyor: Etkinlik yapıldı mı? Yapıldı. Başkan katıldı mı? Katıldı. Fotoğraf çekildi mi? Çekildi. O halde yüzde 100 başarı. Kaç üretici gelir elde etti, şehre ne kadar para girdi, harcanan bütçenin karşılığı alındı mı? Bu sorular gelecek yılki festivale kadar dinlenmeye bırakılıyor. Her şehrin kendi meselesi olmalı Belediyecilik biraz da şehrin derdini herkesten önce fark etme sanatıdır. Tarım kentinin önceliği üreticiyi güçlendirmek olabilir. Sanayi kentinin hava kirliliği, işçi ulaşımı ve nitelikli konut sorunları vardır. Sahil kentinin su kaynakları, kıyı yönetimi ve mevsimsel nüfusla baş etmesi gerekir. Deprem bölgesindeki bir belediyenin ana meselesi dirençli kentler kurmaktır. Nüfusu yaşlanan şehir, bakım ve erişilebilirlik modelleri geliştirmelidir. Genç nüfusun yoğun olduğu yerde eğitim, barınma ve istihdam öne çıkar. Belediyenin gerçek başarısı, başka şehirde tutan etkinliği kopyalamak değil; kendi kentinin çözülemeyen meselesine yeni bir cevap verebilmektir. Türkiye’nin yüzlerce gastronomi festivaline değil, yüzlerce farklı yerel yönetim fikrine ihtiyacı var. Bir başkan göreve geldiğinde “Bu yıl kimi sahneye çıkaracağız?” sorusundan önce şunu sormalı: Bu şehrin yıllardır çözülemeyen hangi sorununu biz çözeceğiz? İşte proje dediğimiz şey o sorunun cevabıdır. Bay Şeffaf’ın belediyelere küçük bir formu var Bay Şeffaf, bundan sonra “büyük ilgi gören” her festival ve maraton haberinin altına şu bilgilerin eklenmesini öneriyor: Organizasyonun belediyeye toplam maliyeti ne kadar? Sponsorluklardan ne kadar gelir sağlandı? Hangi hizmetler ihale, hangileri doğrudan temin yoluyla alındı? Şehir dışından kaç ziyaretçi geldi? Otel doluluk oranında ölçülebilir bir artış yaşandı mı? Yerel esnaf ve üreticilerin toplam satış hacmi ne oldu? Etkinlik nedeniyle kaç kişiye geçici, kaç kişiye kalıcı istihdam sağlandı? Harcanan her 1 liranın kent ekonomisine dönüşü ne kadar oldu? Bir önceki organizasyon için bağımsız etki analizi yapıldı mı? Aynı bütçeyle hangi kalıcı belediye hizmetleri gerçekleştirilebilirdi? Bu soruların açık cevabı varsa festivali alkışlayalım. Yoksa yalnızca başkanın kepçeyi hangi eliyle tuttuğunu öğrenmiş oluruz. Koşuyoruz ama nereye? Bay Şeffaf festivallere karşı değil. Maratona da itirazı yok. Yemek yenilsin, kitap okunsun, konser verilsin, insanlar koşsun. Şehir dediğiniz yer yalnızca asfalt, kanalizasyon ve otobüsten oluşmaz. Ama belediyecilik de sahne, stant, madalya ve basın bülteninden ibaret değildir. Bir şehrin sorunları büyürken belediyenin etkinlik takviminin büyümesi gelişmişlik göstergesi sayılmaz. Belki bütün festivallerimiz gerçekten yerel ekonomiyi uçuruyordur. Belki her maraton şehre binlerce turist getiriyordur. Belki konserlerin tamamı kent kültürünü dönüştürüyordur. Olabilir. Bay Şeffaf kötü düşünmek istemiyor. Yalnızca faturayı, ölçümü ve sonucu görmek istiyor. Çünkü festivalin sonunda kazan kaldırılıyor. Maratonun sonunda yollar açılıyor. Konserin sonunda sahne sökülüyor. Peki şehirde geriye ne kalıyor? Cevap yine yalnızca birkaç güzel fotoğrafsa, kusura bakmayın: Bu belediyecilik değil, pahalı bir hafta sonu programıdır. Bay Şeffaf’ın notu Bu yazı gastronomi festivallerini, maratonları veya kültür etkinliklerini değersizleştirmemektedir. Eleştirilen; etkinliklerin maliyetlerinin, ekonomik etkilerinin ve kalıcı sonuçlarının açıklanmadan birer “vizyon projesi” olarak sunulmasıdır. Adı veya siyasi partisi ne olursa olsun bütün belediyeler için ölçü aynıdır.
Ekleme Tarihi: 31 Ağustos 2026 -Pazartesi

Her Şehre Bir Festival, Her Başkana Bir Maraton

Etkinlik çok, alkış çok, fotoğraf çok… Peki belediyecilik nerede?

Türkiye’de belediye başkanı olunca önünüze gizli bir proje kataloğu koyuyorlar galiba.

Birinci sayfada gastronomi festivali var.

İkinci sayfada yarı maraton.

Arkasından kitap fuarı, gençlik festivali, kadın emeği pazarı, yaz konserleri, lavanta hasadı ve belediyenin ekonomik durumuna göre uluslararası bir şeyler geliyor.

Şehrin nüfusu, ekonomisi, iklimi ve ihtiyaçları değişiyor; katalog değişmiyor.

Sanayi kentinde de gastronomi festivali yapılıyor, sahil kasabasında da… Tarım ilçesi maraton düzenliyor, nüfusu her geçen gün yaşlanan şehir gençlik festivaliyle geleceğe hazırlanıyor.

Sonra başkan önlüğünü takıyor, aşçının elinden kepçeyi alıyor ve dev kazanın başına geçiyor.

Fotoğraf hazır.

Basın bülteninin başlığı da belli:

“Başkan, vatandaşlarla birlikte kazan başına geçti.”

O sırada aynı şehrin trafik, altyapı, su, konut ve deprem sorunları başka bir kazanda ağır ağır kaynamaya devam ediyor.

Belediyeler neden birbirine benzemeye başladı?

Bir zamanlar şehirlerin kendine özgü projeleri olurdu.

Bir belediye ulaşım sorunuyla anılırdı, diğeri kırsal kalkınma modeliyle… Biri kent planlamasında, diğeri sosyal belediyecilikte örnek gösterilirdi.

Şimdi şehir isimlerini basın bültenlerinden çıkarsanız, hangi etkinliğin hangi belediyeye ait olduğunu anlamak kolay değil.

“Muhteşem katılım…”

“Renkli görüntüler…”

“Vatandaşlardan yoğun ilgi…”

“Binlerce kişi aynı sofrada buluştu…”

“Başkan start verdi…”

Bu cümleleri Türkiye’deki yüzlerce belediyenin haberine yapıştırabilirsiniz. Muhtemelen kimse yanlışlığı fark etmez.

Çünkü belediyecilikte tehlikeli bir benzeşme başladı.

Bir şehir gastronomi festivali düzenleyince diğeri kendi festivalini ilan ediyor. Bir belediye maraton yapınca komşu belediye yarı maratonla karşılık veriyor. Kitap fuarı olmayan belediye eksik, lavanta tarlasında fotoğraf çektirmeyen başkan biraz mahcup hissediyor.

İyi de bütün şehirlerin sorunları aynı değilken projeleri neden aynı?

Gastronomi festivaline karşı mıyız?

Değiliz.

Bay Şeffaf yemeyi sever. Koşmaya göre yemeyi biraz daha fazla sever.

Gastronomi, doğru yönetildiğinde turizmi büyütebilir; yerel üreticiyi destekleyebilir, unutulan yemekleri kayıt altına alabilir ve bir şehrin uluslararası marka değerini artırabilir.

Gaziantep’in gastronomi alanında güçlü bir kimliğe sahip olmasıyla, mutfak kültürünü yeni keşfeden bir ilçenin yalnızca moda olduğu için festival düzenlemesi aynı şey değildir.

Adana’nın kebabı, Kayseri'nin tarihsel mutfak mirası, Gaziantep’in UNESCO kimliği elbette tanıtılmalıdır. Fakat tanıtım dediğimiz şey, üç gün boyunca stant kurup birkaç ünlü şefi sahneye çıkarmaktan ibaret olmamalıdır.

Festival sona erdiğinde belediyenin internet sitesine genellikle bol fotoğraflı bir başarı haberi konuluyor:

“Festival ziyaretçi akınına uğradı.”

Akın etmiş olabilirler. Kaç kişi olduklarını sormak ayıp değil.

Daha önemlisi, nereden geldiler?

Kaçı şehir dışından geldi? Kaçı otelde kaldı? Esnafın cirosu ne kadar arttı? Yerel üreticiler kaç yeni müşteri kazandı? Festivalde tanıtılan ürünlerden kaçı sonradan ulusal marketlere veya ihracat kanallarına girdi?

Bu soruların cevabı yoksa gastronomi festivali bir kalkınma projesi değil, geniş katılımlı bir tadım günü olabilir.

İnsanlar yemiş, başkan konuşmuş, sanatçı sahneye çıkmış, belediye de parasını ödemiştir.

Afiyet olsun.

Maratonun bitiş çizgisi var, belediyeciliğin yok

Maratonlar da belediyelerin vazgeçilmezleri arasına girdi.

Beş kilometre halk koşusu, on kilometre şehir koşusu, yarı maraton, uluslararası maraton…

Her bütçeye uygun bir parkur mevcut.

Başkan tabancayı kaldırıyor, sporcular koşuyor, drone görüntüleri alınıyor. Şehrin tarihi yapılarıyla süslenen video sosyal medyada yayımlanıyor.

Ertesi sabah aynı vatandaş işe gitmek için otobüs durağında bekliyor.

Akıllı durak çalışmıyor.

Kaldırımın ortasında elektrik direği var.

Bisiklet yolu başladığı yerde bitiyor.

Ama olsun; şehrimiz maratonla dünyaya açılmıştır.

Maraton düzenlemek kötü bir şey değildir. Bir kentte spor kültürünü geliştirmek, insanları hareket etmeye teşvik etmek ve şehir tanıtımına katkı sağlamak değerlidir.

Ancak yılda bir gün yolları kapatıp insanları koşturmakla spor politikası oluşturulmaz.

Mahallelerde güvenli yürüyüş alanı yoksa, çocukların erişebileceği spor tesisleri yetersizse, kadınlar gece yürümekten çekiniyorsa, engelliler parkura ulaşamıyorsa belediyenin spor vizyonunu finiş çizgisindeki madalya anlatamaz.

Asıl başarı, maratondan sonra da yürünebilen bir şehir kurmaktır.

Belediyecilik etkinlik düzenlemek değildir

Etkinlik yapmak kolaydır.

Tarihi belirlersiniz. Organizasyon şirketi bulunur. Sahne kurulur. Sanatçı gelir. Sunucu birkaç kez “Büyük bir alkış” der. Başkan konuşur. Fotoğraflar çekilir.

Üç gün sonra alan toplanır.

Kalıcı proje ise zordur.

Ulaşım sistemini düzeltmek zordur.

Su kayıp-kaçak oranını düşürmek zordur.

Depreme dayanıklı kent oluşturmak zordur.

Plansız yapılaşmayla mücadele etmek zordur.

Gençlere kalıcı istihdam sağlamak, yaşlılar için erişilebilir mahalleler kurmak, tarım arazilerini korumak ve belediye iştiraklerini verimli yönetmek zordur.

Üstelik bu işler konser kadar hızlı alkış getirmez.

Bir kanalizasyon hattının önünde selfie çektiremezsiniz. Su kaybını azaltan teknik yatırım sosyal medyada pek beğeni toplamaz. Deprem güçlendirmesinin sahnesi, sanatçısı ve ışık gösterisi yoktur.

İşte tıkanmış belediyecilik tam burada başlıyor:

Zor ve kalıcı işlerin yerini kolay ve görünür etkinlikler alıyor.

Belediye, proje üreten bir kurum olmaktan çıkıp organizasyon şirketine benziyor.

Kültür müdürlüğü çalışmasın demiyoruz. İnsanlar eğlenmesin, şehirler tanıtılmasın da demiyoruz.

Yalnızca bir belediyenin beş yıllık vizyonu, yaz konserleri takviminden biraz daha kapsamlı olsun istiyoruz.

Başarı ne zamandan beri kalabalıkla ölçülüyor?

Belediyelerin etkinlik haberlerinde en sık kullanılan başarı ölçüsü “yoğun katılım”.

Kalabalık varsa başarı vardır.

Peki katılım sayısı nasıl hesaplandı?

Bilet mi kesildi?

Turnikeden mi geçildi?

Telefon sinyalleri mi sayıldı?

Yoksa fotoğraftaki kalabalığa bakılıp uygun bir rakam mı bulundu?

“Yüz binler katıldı” denilen bir festivalin bağımsız ziyaretçi ölçümü çoğu zaman kamuoyuyla paylaşılmıyor. Toplam organizasyon maliyeti açıklanmıyor. Sponsorluk gelirlerinin bütçenin ne kadarını karşıladığı bilinmiyor. Yerel ekonomiye sağlanan katkı, belediyenin kendi övgü cümlesinden ibaret kalıyor.

Oysa belediyelerin performans programları tam da kaynaklarla sonuçlar arasındaki ilişkiyi kurmak için hazırlanıyor. Türkiye Belediyeler Birliği de performans göstergelerinin izlenmesine yönelik rehber yayımlıyor.

Fakat etkinlik söz konusu olduğunda performans göstergesi genellikle şöyle çalışıyor:

Etkinlik yapıldı mı? Yapıldı.

Başkan katıldı mı? Katıldı.

Fotoğraf çekildi mi? Çekildi.

O halde yüzde 100 başarı.

Kaç üretici gelir elde etti, şehre ne kadar para girdi, harcanan bütçenin karşılığı alındı mı?

Bu sorular gelecek yılki festivale kadar dinlenmeye bırakılıyor.

Her şehrin kendi meselesi olmalı

Belediyecilik biraz da şehrin derdini herkesten önce fark etme sanatıdır.

Tarım kentinin önceliği üreticiyi güçlendirmek olabilir.

Sanayi kentinin hava kirliliği, işçi ulaşımı ve nitelikli konut sorunları vardır.

Sahil kentinin su kaynakları, kıyı yönetimi ve mevsimsel nüfusla baş etmesi gerekir.

Deprem bölgesindeki bir belediyenin ana meselesi dirençli kentler kurmaktır.

Nüfusu yaşlanan şehir, bakım ve erişilebilirlik modelleri geliştirmelidir.

Genç nüfusun yoğun olduğu yerde eğitim, barınma ve istihdam öne çıkar.

Belediyenin gerçek başarısı, başka şehirde tutan etkinliği kopyalamak değil; kendi kentinin çözülemeyen meselesine yeni bir cevap verebilmektir.

Türkiye’nin yüzlerce gastronomi festivaline değil, yüzlerce farklı yerel yönetim fikrine ihtiyacı var.

Bir başkan göreve geldiğinde “Bu yıl kimi sahneye çıkaracağız?” sorusundan önce şunu sormalı:

Bu şehrin yıllardır çözülemeyen hangi sorununu biz çözeceğiz?

İşte proje dediğimiz şey o sorunun cevabıdır.

Bay Şeffaf’ın belediyelere küçük bir formu var

Bay Şeffaf, bundan sonra “büyük ilgi gören” her festival ve maraton haberinin altına şu bilgilerin eklenmesini öneriyor:

  1. Organizasyonun belediyeye toplam maliyeti ne kadar?
  2. Sponsorluklardan ne kadar gelir sağlandı?
  3. Hangi hizmetler ihale, hangileri doğrudan temin yoluyla alındı?
  4. Şehir dışından kaç ziyaretçi geldi?
  5. Otel doluluk oranında ölçülebilir bir artış yaşandı mı?
  6. Yerel esnaf ve üreticilerin toplam satış hacmi ne oldu?
  7. Etkinlik nedeniyle kaç kişiye geçici, kaç kişiye kalıcı istihdam sağlandı?
  8. Harcanan her 1 liranın kent ekonomisine dönüşü ne kadar oldu?
  9. Bir önceki organizasyon için bağımsız etki analizi yapıldı mı?
  10. Aynı bütçeyle hangi kalıcı belediye hizmetleri gerçekleştirilebilirdi?

Bu soruların açık cevabı varsa festivali alkışlayalım.

Yoksa yalnızca başkanın kepçeyi hangi eliyle tuttuğunu öğrenmiş oluruz.

Koşuyoruz ama nereye?

Bay Şeffaf festivallere karşı değil.

Maratona da itirazı yok.

Yemek yenilsin, kitap okunsun, konser verilsin, insanlar koşsun. Şehir dediğiniz yer yalnızca asfalt, kanalizasyon ve otobüsten oluşmaz.

Ama belediyecilik de sahne, stant, madalya ve basın bülteninden ibaret değildir.

Bir şehrin sorunları büyürken belediyenin etkinlik takviminin büyümesi gelişmişlik göstergesi sayılmaz.

Belki bütün festivallerimiz gerçekten yerel ekonomiyi uçuruyordur.

Belki her maraton şehre binlerce turist getiriyordur.

Belki konserlerin tamamı kent kültürünü dönüştürüyordur.

Olabilir.

Bay Şeffaf kötü düşünmek istemiyor.

Yalnızca faturayı, ölçümü ve sonucu görmek istiyor.

Çünkü festivalin sonunda kazan kaldırılıyor.

Maratonun sonunda yollar açılıyor.

Konserin sonunda sahne sökülüyor.

Peki şehirde geriye ne kalıyor?

Cevap yine yalnızca birkaç güzel fotoğrafsa, kusura bakmayın:

Bu belediyecilik değil, pahalı bir hafta sonu programıdır.

Bay Şeffaf’ın notu

Bu yazı gastronomi festivallerini, maratonları veya kültür etkinliklerini değersizleştirmemektedir. Eleştirilen; etkinliklerin maliyetlerinin, ekonomik etkilerinin ve kalıcı sonuçlarının açıklanmadan birer “vizyon projesi” olarak sunulmasıdır. Adı veya siyasi partisi ne olursa olsun bütün belediyeler için ölçü aynıdır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve seffafbelediyecilik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.